Hakkında The Perks of Being a Wallflower
Stephen Chbosky'nin hem yönettiği hem de senaryosunu yazdığı 2012 yapımı 'The Perks of Being a Wallflower', gençlik dram türünün samimi ve derinlikli örneklerinden biridir. Film, travmatik bir geçmişi olan ve liseye yeni başlayan utangaç Charlie'nin (Logan Lerman) hikayesini anlatır. Charlie, okulun ilk günlerinde kendisini yalnız ve dışlanmış hissederken, lise son sınıf öğrencisi Sam (Emma Watson) ve onun üvey kardeşi Patrick (Ezra Miller) ile tanışır. Bu karizmatik ve özgür ruhlu ikili, Charlie'yi kanatlarının altına alarak onu sosyal çevrelerine dahil eder ve böylece Charlie için yepyeni bir dünyanın kapıları aralanır.
Oyunculuk performansları filmin en güçlü yanlarındandır. Logan Lerman, Charlie'nin içsel çatışmalarını, kırılganlığını ve büyüme sancılarını son derece inandırıcı bir şekilde yansıtır. Emma Watson, Sam karakterine hem naif bir çekicilik hem de kendi geçmiş hatalarıyla yüzleşen bir olgunluk katar. Ezra Miller ise, komik, dışa dönük ama aynı zamanda hassas bir yanı olan Patrick rolüyle unutulmaz bir performans sergiler. Yardımcı oyuncular arasında yer alan Mae Whitman, Johnny Simmons ve Paul Rudd da karakterlere derinlik katan başarılı işler çıkarır.
'The Perks of Being a Wallflower', sadece bir lise draması değil, aynı zamanda dostluğun, ilk aşkın, kaybın, travmanın iyileşmesinin ve 'an'da yaşamanın incelikli bir portresidir. Film, 1990'ların sonundaki Pittsburgh atmosferini başarıyla yansıtarak izleyiciyi nostaljik bir yolculuğa çıkarır. Müzik seçimleri de hikayenin duygusal tonuyla mükemmel bir uyum içindedir. Sam, Charlie ve Patrick'in tünelden geçerken 'Heroes' şarkısını dinledikleri ve kendilerini 'sonsuz' hissettikleri o unutulmaz sahne, filmin özünü özetler niteliktedir.
Bu filmi izlemek, ergenliğin evrensel karmaşasına dokunaklı ve gerçekçi bir pencereden bakmak demektir. Kusurlarıyla, acılarıyla ve neşesiyle 'olmak' halinin güzelliğini hatırlatan bu hikaye, her yaştan izleyiciye hitap eden evrensel temalara sahiptir. The Perks of Being a Wallflower, izleyiciyi güldüren, ağlatan ve en önemlisi derinden düşündüren, kalıcı bir iz bırakan bir başyapıttır.
Oyunculuk performansları filmin en güçlü yanlarındandır. Logan Lerman, Charlie'nin içsel çatışmalarını, kırılganlığını ve büyüme sancılarını son derece inandırıcı bir şekilde yansıtır. Emma Watson, Sam karakterine hem naif bir çekicilik hem de kendi geçmiş hatalarıyla yüzleşen bir olgunluk katar. Ezra Miller ise, komik, dışa dönük ama aynı zamanda hassas bir yanı olan Patrick rolüyle unutulmaz bir performans sergiler. Yardımcı oyuncular arasında yer alan Mae Whitman, Johnny Simmons ve Paul Rudd da karakterlere derinlik katan başarılı işler çıkarır.
'The Perks of Being a Wallflower', sadece bir lise draması değil, aynı zamanda dostluğun, ilk aşkın, kaybın, travmanın iyileşmesinin ve 'an'da yaşamanın incelikli bir portresidir. Film, 1990'ların sonundaki Pittsburgh atmosferini başarıyla yansıtarak izleyiciyi nostaljik bir yolculuğa çıkarır. Müzik seçimleri de hikayenin duygusal tonuyla mükemmel bir uyum içindedir. Sam, Charlie ve Patrick'in tünelden geçerken 'Heroes' şarkısını dinledikleri ve kendilerini 'sonsuz' hissettikleri o unutulmaz sahne, filmin özünü özetler niteliktedir.
Bu filmi izlemek, ergenliğin evrensel karmaşasına dokunaklı ve gerçekçi bir pencereden bakmak demektir. Kusurlarıyla, acılarıyla ve neşesiyle 'olmak' halinin güzelliğini hatırlatan bu hikaye, her yaştan izleyiciye hitap eden evrensel temalara sahiptir. The Perks of Being a Wallflower, izleyiciyi güldüren, ağlatan ve en önemlisi derinden düşündüren, kalıcı bir iz bırakan bir başyapıttır.


















